BÖLÜM 1 : Bilir “O” Beni
Kaçıncı yılındaydı bu ayrılık ayazı? Saymayı ne zaman bırakmıştı? Dönmek için gider miydi insan? Peki kalmak için de gidilebilir miydi gerçekten? Gittiğin yerden, aklın kalırken?
“Sakin. Sakin İlya.” dedi kendi kendine içinden. Kafasından geçen tüm düşünceleri silip atmak istercesine.
Kaç yaz geçmişti? Kaç yaz vazgeçmişti ay yıldızlı formayı göğsüne giymekten? Evine dönmekten kaç yaz vazgeçmişti? Gerçekten hazır mıydı bu yaz? Hazır olup olmadığını o salona adım atana kadar anlayamazdı. Gülümsedi İlya, dingin bir sakinlikle. Sonra dışından mırıldanır gibi konuştu.
“O salona mı, O, salona girdiğinde mi? “
“Kör olmayasıca! İnsan bi arar geldim der!” diye cırlayan sesi duyduğunda tanımıştı İlya. Mutlulukla ve kahkahayla arkasına döndü. Döner dönmez de kucağına atladı Gizem.
“Milli’deki son turnuvanda yanında olmam gerekiyordu.” dedi İlya, Gizem’e sımsıkı sarılırken en neşeli sesiyle.
“Dönmen için illa benim ayrılmam mı gerekiyordu İlya!” dedi Gizem ve sertçe omzuna bir yumruk vurdu. Kucağından inmeden somurttu.
“Aşk olsun Gizmo, ben taaa Amerika’lardan seninle voleybol oynamaya geleyim sen bana somurt.” dedi sırıtarak İlya, hala kucağında tuttuğu Gizem’e.
“Taaa Amerika’lardan bu kadar geç mi dönmek zorundaydın İlya Hanım? Ceza olarak beni toplantı odasına kadar kucağında taşıyacaksın.” dedi Gizem. Bir yandan iyice sarılırken İlya’ya bir yandan da kucağına tırmanıyordu.
Geç dönme konusunda Gizem, İlya’ya aslında “Bunca yıl neden çağrılmana rağmen dönmedin?” Sorusunu soruyordu. Oysa İlya, bir röportajında sonuna kadar milli formayı giymek istediğini de söylemişti. Fakat aniden, kimselere bahsetmeden Amerika’ya transfer olup bir daha geri dönmemişti. Tatillerde bile.
“El insaf be kadın! Yol yorgunu böyle mi kıyılır insan evladına!” dedi İlya ama yine de kucağına tırmanan kadını sarmaladı ve dönü, kucağında Gizem’i taşıyarak toplantı odasına gitmek için salonun dış kapısına doğru ilerlemeye de devam etti.
“Söylenme İlyahan! (Kızdıklarında ya da tatlı tatlı takılmak istediklerinde İlya’ya İlyahan lakabını takmıştı arkadaşları. tıpkı Gizem’e Gizmo dedikleri gibi.) Söylenme! Bensiz günlerinin bedelini ödeyeceksin kanka!” dedi hafif sırıtarak Gizem ve yüzünü İlya’nin boynuna gömdü. Yine de bu gömüşü faydasızdı zira kıkırtısını bastıramadı.
“Bakıyorum baya hoşunuza gidiyor kucakta taşınmak Gizem Hanımefendi.” dedi gülerek İlya. O sırada toplantı odasının kapısına gelmek üzerelerdi. İlya önce salona gidip tüm kalabalıkla görüşüp tüm kaçışlarının nedenlerini bir yaradan yara bandı çeker gibi aniden kestirip atmak istiyordu. Zaten aslında bu nedenle uçağını bu kadar geç bir saate almıştı. O geldiğinde çoktan toplantı yapılmış ve antremana başlanmış olacağını tahmin etmişti. Ama Gizem’de yeni geldiğine göre her şeyi onun geliş saatine göre ayarlamışlardı. İlya’nın yine evdeki hesabı çarşıya uymamıştı. Kafasındaki plan da asla salonlarda malum kişiler ile teke tek kalmamaktı. Ve koridorda Ezgi’yi gördü İlya. Biraz dermanı kesilir gibi oldu kollarının. Gizem’i biraz kaydırdı ve hemen toparladı. Ama Gizem çığlığı basmıştı.
“En best smaçörüm! Formdan mı düştün kadın sen?! Beni düşürüyordun?” dedi Gizem, İlya’nın kucağından inerken. İner inmez arkasını dönünce Ezgi ile İlya’nın bakıştığını fark etti. Aralarında bariz hissedilen bir gerginlik vardı ve Gizem bu gerginliği bastırmak için şirinlikler denemesinin işe yaramayacağının farkındaydı. Ancak en azından ikisinin konuşmasını sağlayabilirdi. Koşup Ezgi’nin de koluna sarıldı. Aslında yıllardır sezdiği gibi bu ikilinin arasında bir soğukluk varsa, onu şu an halletmek istiyordu. İkisine de bunu fark ettirmeden tatlıya bağlamak istiyordu.
“Sende best smaçörümsün canım. Ama o ilk göz ağrım.” dedi gözüyle İlya’yı göstererek Gizem.
İkisinin arasında esen buz gibi bir fırtına öncesi haberci gibi sakin sakin esen poyraz yeli vardı. Gizem bunun farkındaydı. İlya, tüm Eczacı ile ve hatta milliler ile irtibatını aniden koparmıştı. Ezgi’nin düğün gününden sonra olmuştu bu tabiki. Nedenini bir kaç kez sormaya niyetlense de, deli İlya karısı espiri ile geçiştirmişti her defasında.
Amerika’ya gitme kararı aldığında zaten tam bir pandoranın kutusuna dönmüştü İlya. Açılacağı günü bekliyor gibiydi herkes. Çoğu bu açılma gününün Ezgi’nin evlenme kararını duyurduğunda olacağını zannetse de olmamıştı. En yakın arkadaşlarından Ela bile, İlya’nın bu kopuşunu anlayamamıştı. İlya bir açılırsa yer yerinden oynayacak gibi hissediyordu herkes. Bir konuşursa şayet hiç de güzel şeyler olmayacak gibi bir havası vardı İlya’nın duruşunun. Bunu milliye dönmediği ama ısrarla çağrılanlar arasında olduğu her yaz, Ezgi’nin tedirginliğinden ve Hale’nin mutsuzluğundan anlıyordu, Gizem.
“Bakışmalarınızla hasret gidermeleriniz bittiyse bence sarılın artık.” dedi Gizem gülerek. Bu şekilde ortamdaki havayı biraz yumşatabilmeyi ummuştu.
İlya, Ezgi’ye kızgın mıydı? Peki kırgın mıydı? Kendine mi daha çok öfkeli ve kırıktı? O’na mı? En çok kime kırılıp kızmıştı ki İlya?
İlk hamleyi Ezgi yaptı. İlya’ya doğru adımladı yalpalayarak. Ve sonra ne yapacağını bilemez halde kollarını hafifçe açtı iki yana.
İlya, Ezgi’ye kırgındı, kızgın olduğu kadar. İnsan gerçekten umduğuna kırılıp dökülüyor. En sevdiklerine çok kızıyor her zaman.
İlya gülümseyip sımsıkı sarıldı Ezgi’ye ve hatta hafifçe havaya kaldırıp döndürdü.
“Özlemişim seni.” dedi sımsıcak bir sesle İlya.
“Ben de. İyi ki döndün.” dedi Ezgi şaşkın ve çekingen bir sesle. “Ve birbirimizi sakatlamadan beni indirsen iyi olacak. Yıllardır beklenen smaçörü gelir gelmez sakatlayan kişi olmak istemiyorum.” diye ekledi gülerek Ezgi.
“Merak etme o işi Gizmo karısı halletti. Taa salonun dışından içeri kadar kucağımdaydı.” dedi İlya, Ezgi’ye sarılmayı bırakırken. Kırgınlığı yerindeydi de kızgınlığı uçup gitmişti. Biraz da olsa tüy gibi hafiflemişti İlya.
“Aşk olsun İlya. Ben o kadar ağır mıyım? Tamam yaşlandık ama ayıp oluyor.” dedi yalandan bir öfkeyle Gizem.
Ezgi ile İlya ayrılırken. Toplantı odasından Gizem’in sesini duyup çıkmıştı Melisa(Demir) ve Uzay (Özden). İkisi birden koşup İlya’ya sarıldı.
“Ya gelmiceksin diye öyle korktum ki.” dedi Uzay sarılırken.
“Baktım bensiz bişey yapamıyorsunuz geleyim dedim.” dedi İlya gamzesi yüzünde belirginleşirken.
“Ulan İlya karısı hani benim için gelmiştin?” dedi Gizem tekrar cırlayarak. Gizem için İlya’nın gitmesi hiç kolay olmamıştı çünkü gidince onla da irtibatı kesmişti İlya. Bayramdan bayrama arıyordu sadece. O yüzden hala sinirliydi İlya’ya. Diğerleri neyse de İlya, Gizmosuz nasıl yapmıştı bunca yıl? Nasıl bir anda bırakıp gitmişti? İlya, Gizem için çok özeldi. Kırk yılda gelmese beklerdi Gizem onu. Öyle kardeşi öyle canı olmuştu Gizem’in İlya.
“İlk senin için geldim. Sonra takım için geldim.” dedi İlya, Uzay’a ve Melisa’ya sarılırken.
“Ya bizim için?” diye sordu toplantı odasının eşiğinden Kaptan.
İlya, Uzay ve Melisa’dan ayrılıp Didem’e koştu ve sımsıkı sarıldı. Gözleri dolmuştu. Didem’in arkasında Ebru, Derin,Nil Ela,Mila,Tomris duruyordu. Hepsi sırasını bekliyordu. Sırayla her birine sarıldı İlya. Alt takımlardan geçen diğerleri de İlya Atahan’a hayranlıkla bakıp elini sıktılar.
“Valla bu defa da gelmeseydin Alper’i* ikna edip, kaptanlığı Ebru’ya verecektim.” dedi yarı ciddi yarı gülerek Didem.
“Takımı felakete sürüklemezdin sen kaptan, ne demek Ebru?” diye tatlı tatlı sitem etmişti Tomris.
“Ne felaketi be? Efsane olma yolunda ilerlerdik!” diye çıkıştı ona Ebru.
“Varisim sensin İlya, artık kaçmak yok. Bu takım benden sonra sana emanet.” dedi Didem Kaptan gülerek.
İlya sadece gülümsemekle yetinmişti. Şimdi bunu tartışmanın yeri değildi. Tartışacak enerjisi de yoktu. Üstelik Ebru ve Tomris bu tartışma da birbirine girebilirdi. Daha sonra kalıcı olmadığını söyleyecekti kaptana.
İçeri geçerlerken, Gizem İlya’nın koluna girdi.
“Ee bu sezon bu kadar mı?” dedi İlya, Gizem’i belinden kendine çekerek.
“Yok Özgü, Kumru, Aysel, Ayçin ve Hale gelmek üzerelermiş.” dedi Ebru telefonuna bakarak.
İlya tepkisiz kaldı ama yığılır gibi oturdu sandalyeye. Daha adına hazır değilken, varlığına nasıl hazır olabilirdi?
Ancak biliyordu ki hazır olmalıydı. Evlenmişti sonuçta. Derin bir nefes aldı İlya. Gözlerini yumdu bir kaç saniye ve geri açtı. O sırada toplantı odasının kapısı açıldı.
Gelenler teknik ekipti. İlya gülerek hepsine sımsıkı sarıldı. Koç Alper ise “En çok beni özledin dimi?” dedi gülmekle ağlamak arasında asılı kalan yüz ifadesi ile. İlya başını sallayıp ona da sımsıkı sarıldı. Alper Hamurcu Türkiye milli takımına geçmeden iki yıl önce İlya’nin Amerika’da ki ilk takımında baş antrenörlük yapmıştı. İkisinin de kariyerinin daha da parlamaya başladığı dönemdi. Tam o sırada içeri kızlar girdi. Kapıya bakmamak için sweatinin kollarını katlamaya başlamıştı İlya. Allah kahretsin ki elleri titriyordu.
“İlya!” diye cırladı heyecanlı bir ses. İlya kafasını kaldırdı ama sanki dondu her şey… Zor çevirdi kafasını, her şey yavaşladı. Bir ara sesler bile yavaşladı ve hafif karardı dünya bir güneş tutulmasıyla. Diğer kızlarda İlya’ya sarılıyordu. İlya da onlara ama bakışları ona “İlya!” diyenin gözlerindeydi. Davranışları otomatikti İlya’nın. Sanki kendi bedeninden çıkmış yaşananları bir film sahnesi gibi izliyor gibiydi. İlya Atahan tam karşısındaki Hale Gürsel’e bakıyordu. Donmuş bir heykel gibi ayakta sabit duruyordu, Hale ona yaklaşırken. Şu an ikisini pür dikkat izleyenler, Ebru, Uzay, Ezgi ve Gizem’di. Gizem, Ezgi, Hale ve İlya üçlüsü arasında bir tuhaflığın olduğunu uzun zamandır seziyordu ama şu an kanıtlar tam karşısında duruyor gibiydi.
Bölüm Sonu Tavsiye Edilen Şarkı : “Kendimden Hallice – Sakince Yoruldum”
*Alper Hamurcu

