BÖLÜM 3 : Ah Canım Sevgilim
“Siz birine vurulduğunuzda… – içinden kendi içine derin bir nefes aldı – kalben ve ruhen… – içinden kendi içine bir derin nefes daha- nasıl oluyor da bir başkasını hiç bişey olmadan sevebiliyorsunuz?” diye hırçınca sormak isterdi İlya. Ama dışından yine o en güzel ama hafif buruk gülümsemesi ile gülümsedi soru soran arkadaşlarına.
Gözbebekleri uzağındaki yaprak dolu gözlere sabitlenirken cevapladı Derin’nın sorusunu.
“Bir kaç kişi oldu , yürütemedim. Rahibe gibi de takılmıyoruz yani. Ama bu sıralar yine yalnızlığım ve ben keyfimize bakıyoruz. Öyle uzun ilişki insanı değilim ben, anladım.” dedi gülerek İlya.
“Onu anladık canım. Milli takımla bile uzun ilişki yaşamadın.” dedi Ebru.
“Hay ağzını öpeyim Ebru.” dedi Gizem.
Kahkaha attı Gizem’nin yanaklarını sıkarken İlya. Gözleri çoktan yanlarına doğru gülerek gelen yaprak dolu gözlerden çekmişti.
“Hoş geldin! “dedi Hale ve İlya’ya doğru sarılmak için hamle yaptı. Bu İlya döndüğünden beri sarılmak için ikinci hamlesi idi.
Ancak İlya çoktan kollarını Gizem’e dolamıştı.
“Hoş buldum. Senin düğününe gelemedim. Kusura bakma.” dedi. Hale’ye bakmadan. Sesi sona doğru neşesini yavaşça kaybedip kırılmıştı. Ve bu kırıklığı ortamdaki herkes hissetmişti. Hale ile İlya eskisi gibi zaten değildi. İlya Amerika’ya gittiğinden beri zaten kimse ile de görüşmüyordu ki. Düğüne gelir diye herkes çok beklemişti. Ama oraya da gelmemişti.
Böylece Hale’nin ikinci sarılma hamlesi de başarılı şekilde savuşturulmuştu, İlya tarafından yine.
O elleri ve kolları tekrar teninde istemiyordu İlya. Yeterince savaşmıştı. Yeterince yorulmuştu, yüreğinde ısrarla taşıdığı onca buz erimemeliydi.
Hale yüzünü asıp, tek kaşını kaldırıp baktı İlya’ya. Bu bildiği İlya değildi…
“Sorun değil. Amerika’da iyi bir kariyer yaptın. Dönmene sevindim.” dedi omuz silkerek ve zoraki gülümseyerek Hale. Sorun değil kısmını düğüne mi yoksa sarılamamalarına mı demişti Hale? Bunu düşünen tek kişi Ebru’ydu o an.
“Tamamen dönmedim. Sadece Gizem için.” dedi zoraki gülümseyerek.
“Biz neyiz? Tamam abi ya! Hiç hatrımız yokmuş!” dedi Ebru sırtını dönüp giderken.
“Ya kanka olur mu hiç öyle şey!” dedi İlya, Gizem’den ayrılıp, Ebru’ın peşinden giderken.
“Hem biz senle her gün görüşüyorduk ki.” dedi İlya ve der demez pişman oldu. Ağzından kaçan bu sırı sadece Ebru ve Uzay biliyordu. Bunca yıl Gizem ile bile nadir konuşmuştu. Dönüp arkasına baktı bir an İlya. Ağzından çıkan cümlenin yarattığı şok dalgasının enkazı ile yüzleşmek için.
“İLYAHAN! Kemiklerini kırıcam senin İlya!” dedi parmağını sallayarak Gizem ve İlya’ya doğru koşmaya başladı.
Koca salonda iki koca kadın, İlya önde, Gizem arkada iki yaramaz küçük kız çocuğu gibi koşturuyordu.
Herkes İlya’nin bunca yıl bu kadar sık sadece Ebru ile görüşmesine anlık şaşırsa da şu an ikilinin haline gülüyordu.
“Sen hiç gülme Ebru!” sesini duymasıyla Ebru’nun gülüşü soldu. Bunu ona diyen Hale’ydi. Çünkü Ebru, Hale’nin “İlya ile görüşüyor musun?” sorularına hep “Herkes kadar.” cevabını vermişti.
“Ulan Atahan!” dedi Ebru olduğu yerde yutkunup Hale’nin emin adımlarla dibine kadar girmesini beklerken. İlya’ya kızdığı için soyadını kullanmıştı Ebru.
“Neden Ebru?” dedi Hale sinirli bakan yeşilleri ile adeta ölüm saçıyordu.
“Çünkü…”
“Evet ? Çünkü ?” dedi Hale sabırsızca ve kollarını göğsünde birleştirirken.
Ebru gözleri ile İlya’yı işaret etti. Aslında bu bakış herşeyi açıklıyordu. Anlayana… Anlamak isteyene… O sırada yorulan Gizem, gelip Hale’nin koluna girdi.
“Gel Aleciğim gel! Koynumuzda yılan beslemişiz.” dedi nefes nefese göz ucuyla tüm siniri ile Ebru’ya bakarken.(Hale’nin lakabı Ale idi)
“Gizemm ama işin aslı öyle sandığın gibi değil!” dedi Nefes nefese gelip Gizem’e sarılan İlya. Tabi Gizem’e sarılacağım derken Hale’ye de değmişti teni İlya’nın istemsizce. Bir buz yanığı yayıldı İlya’nın tenine adeta… Ateşten daha kor, daha keskin bir yakıcılıkla kavruldu tenlerinin temas ettiği yer.
Gizem suratını asıp omuz silkmekle yetindi. Çekmedi kendini ama yüzünden kırıldığı belliydi. Gizem’in içi içini yiyordu. İlya’yı tanıyordu. Böyle yapmasının elbette bir nedeni vardır diyordu kendine. Belki de ben bilmeden bir şey yaptım dedi içinden kendine. Değer verdiğimiz insanların davranışlarına kılıflar bulurduk ya hani? Gizem de İlya için tam olarak bunu yapıyordu şu an. Bunca yıl ondan uzakta nasıl yaptıysa bu kılıfları aynen devam ediyordu. İlya birden Gizem dahil herkese buz kesip uzaklaşmıştı. Gizem tüm dedikoduların o zaman doğru olabileceğini düşünmeye başlamıştı. Sahi, şu anda İlya hemen hemen herkesle hatta yenilerle bile sıcakken, Hale ile arasına, eskilerine ek yeni duvarlar örüyor gibiydi.
Gizem kaşlarını hafifçe çatıp sol elinin başparmağını çenesine götürdü. Beyninde gerçekten şimşekler çakıyordu şu an. Bütün taşlar sarsılarak yerli yerine yerleşiyordu adeta kafasında. Bakışlarını uzakta esneme hareketi yapan Ezgi’ye sabitledi Gizem.
“Gizem nereye daldın?” dedi İlya en yumuşak sesi ile ve göz göze gelebilmek için arkasından çekilip önüne geçti. Bu geçişle, Hale ile temas eden teni de ayrılmış oldu. Ani ve anlık bir ürperti ile titredi İlya. Ve Gizem’in baktığı yeri görebilmek için onun bakışlarının olduğu yere çevirirken bakışlarını Hale’nin yeşilleri ile kesişti. Bunu beklemiyordu ikisi de.
Her ikisininde gözleri dolu doluydu. Hafif bir rüzgar esse aralarından, dökülecekti her ikisininde gözlerinden damlalar.
Gizem, İlya’nın onun baktığı yeri farketmesin diye kafasını çevirdiğinde karşılaşmıştı kızların bu manzarası ile. Diğer kızlar yakında olmadıkları için normal bir sahne izliyor gibiydiler. Klasik bir Hale – İlya anı gibi…
Gizem ne olduğunu artık çözmüştü. Tüm şaşkınlığı ile, ses çıkaramadan ama ağzı şaşkınlıkla açılarak bir Hale’ye bir İlya’ya baktı. Gayri ihtiyari çenesindeki elini sanki ağzından çok büyük bir gaf çıkmış gibi ağzına kapattı Gizem. Tam o an Ebru ile göz göze geldi.
Ebru’ın bakışlarından İlya’nın gidişinin dedikodularının gerçek olduğu dökülüyordu adeta. Peki ya Hale neden buna izin vermişti ki?
Ebru her şeyi biliyor muydu? Hem de bunca yıl? Bunca yıl, Didem’den tutun da eski teknik kadro dahil her zaman Hale ve İlya’nın nasıl uzaklaştığı konuşulmuştu. Tüm bu konuşmalarda Hale’nin suskunluğu ya da ortamı terk edişi hiçbirşeyi açıklamıyordu. Bu nedenle yıllardır birlikte büyüdükleri için soruların yeni muhatabı Ebru oluyordu. İlya’ya ulaşmak zaten ayrı bir mesele idi. Ebru da ona gelen sorular için, iyi rol yapıp her zaman herkesin tanıdığı Ebru’yu oynamış dalga geçerek konuyu değiştirmişti.
Gizem, Hale ve İlya’nın arasından geçip hızlı ve sert adımlarla Ebru’nun yanına gelip kolundan tutup çekiştirerek soyunma odasına doğru sürüklüyordu.
“Ebru sen benle bi gelsene!” demişti kızgın bir sesle. Antremandaki herkes bu kızgınlığın az önce İlya’nın ağzından kimse ile görüşmezken Ebru ile görüştüğünü kaçırması olarak yorumlamıştı. Uzay da öyle. Ta ki Ebru ona dönüp dudakları ile sessizce “Eyvah!” diyene kadar.
Uzay da ona, “Beni karıştırma!” gibi bir şey söylemişti. Bu anı yakalayan tek kişi de Kader olmuştu.
İlya şaşkınca Gizem’in arkasından baka kalmıştı. Yavaş yavaş beyninde olacakları hesaplıyordu. Ebru şimdi her şeyi öterdi Gizem’e. Bunca yıl İlya’nin içinde tutup sakladığı her şeyi. Zaten İlya, Ebru’ya da bişi anlatmamıştı ki? Ebru her şeyi kendi anlayıp, çözmüş ondan beklenmeyecek bir şekilde ciddi bir tavırla takır takır bir dobralıkla İlya’ya, İlya’nın içindekileri söylemişti. İlya’nın yüzleşip yüzleşip içine gömdüğü her şeyi. İlya tek bir kelime bile etmemişti ki! Ne bir eksik ne bir fazla… Ebru her şeyi sanki ona anlatmış gibi biliyordu. Ve Ebru her şeye rağmen bunca yıl tüm olanları kimseye anlatmamıştı. Hale’ye bile. O zaman Hale neden ona bu kadar iyi davranıyordu ki?
İşte tam bunları düşünürken İlya, Hale Gürsel, İlya Atahan’a bir omuz atarak yanından geçti.
“Hıh iyi davranması buraya kadarmış.” dedi gülerek İlya kendi kendine mırıltı halinde. “En azından onun sarılmalarından kaçmama gerek kalmayacak artık.” dedi yine kendi kendine İlya.
“Hiç sanmıyorum.” dedi yanına gelmiş olan Ezgi.
“Ne?” dedi İlya duymamış gibi Ezgi’yi. Duymuştu ama, algılayamamıştı o an.
“Hale diyorum. Kırgınlığı sana karşı olunca çabuk geçiyor. Ama Gizem’inki geçmez. Gidip gönlünü al.” dedi Ezgi onun omzunu sıvazlayarak.
“Kimin?! Hale’nin mi?” dedi algısı yavaş çalışan İlya.
Ezgi kahkaha attı. Kahkahasının içinde bir yıkıklık ve kırgınlık vardı. İlya bunu fark edemeyecek kadar dalgın, Kader ise bunu bakmadan bile anlayabilecek kadar dikkatliydi.
“Sana sadece bi omuz attı ve dünyan alt üst oldu. Sarıldığı anı görmek için sabırsızlanıyorum.” dedi gülerek Ezgi. “Git ve Gizem’in gönlünü al.” dedi Ezgi. Ve İlya’nın yanından geçip ısınmaya devam etti.
İlya, Ezgi’in bu rahatlığına şaşırmıştı. Hale ve kendisi için söylediği şeylerde nasıl bu kadar rahattı? İlya yalpalayarak Gizem’i ve Ebru’yu bulmak için soyunma odalarına doğru çıkan kapıya yöneldi. Uzay yanına gelerek fısıltı ile sordu İlya’ya.
“Ezgi nerden biliyor?”
“Bilmiyorum.” diye karşılık verdi İlya ona fısıltıyla.
“Gerçi bilmese, düğünü terk etmezdi.” dedi yine fısıltıyla Uzay.
“Ne?!” diye şaşkınca bağırdı İlya, bi Uzay’a bir Ezgi’e baktı. Sonra salonun öbür ucundan yağmurlu ormanlarını ona dikmiş olan Hale’ye kaçamak bir bakış attı.
“Ezgi evlenmedi mi?” dedi son derece sakin çıkan sesi ve şaşkın bir yüz ifadesi ile.
“Sen bunu bilmiyor muydun?” dedi Ela ve Uzay aynı anda.
İlya gözlerini dikmiş Ezgi’e bakıyordu. Ezgi de tümüyle afallamış bir bakışla İlya’ya. Ezgi’in bakışlarında çokça kırgınlık olduğunu o an farketti İlya. İlya kadar o da ona kırgındı belli ki…
Hale uzaktan her ikisinide izliyor ve dudaklarını kemiriyordu. Yine geç kalmıştı bir şeyleri yoluna koymak ve söylemek için…

