Genç KurguGöklerde ve Kalplerde

BÖLÜM 7 : Beni Hatırladın Mı ?

Kapı zili ısrarla çalmaya devam edince homurdanarak yatakta döndü İlya. Kapı ile beraber telefonu da çalmaya başladı. Gözlerini birisi bantlamış olmalıydı açamıyordu zira. Gece sabaha kadar camdan İstanbul’un bu sıradan sokağını izleyip defalarca kafasında geçmişi geriye sarıp oynatmıştı.Tabi gördüğü rüyadan hemen sonraydı bu. Güneşi izlemişti, çıplak gökyüzünde yükselirken ve sonra tekrar uykuya yatmıştı…

Gözünü açtı . Telefon sustu. Kapı zili tekrar başladı. Ve bir kaç saniye sonra da telefon. Telefonu eline aldı İlya. Ekranda civcivim yazıyordu.

“Ah Defne!” dedi inler gibi İlya ve yataktan kalkıp kapıya yürüdü aynı anda telefonu açtı.

“Günaydın” dedi İlya son derece uykulu sesiyle. Ve kapıdaki her kimse sormadan apartmanın kapısını açmak için bastı otomatiğe. Eskiden olsa, bunu yapmazdı. Amerikada yaşaya yaşaya Türkiye’nin bazı gerçeklerini unutmuştu. Türkiye özgüveni yüksek sapıklarla ve katillerle doluydu. Şu an İlya’nın aklından bile geçmiyordu bunlar.

“Sonunda!” dedi Defne telefonda. “Bir an beni tamamen unuttuğunu ve açmayacağını sandım!” dedi hafif sinirli sesiyle.

“Seni neden unutayım?” dedi İlya tam yatağına dönmek için odasına girerken. Az önce apartman kapısını muhtemel ziyaretçisi için açtığını unutarak.

“E daire kapısını açmayacak mısın? Kapılar ardından mı konuşacağız? Yetmedi mi mesafesizliğimiz? ” dedi Derya telefonda.

“Burda mısın? ” dedi İlya şaşırarak ve kapıda biri olabileceğini hatırladı. Dönüp hızla kapıya gitti. Açtı. Karşısında Defne Tekin, ikisinin kulaklarında da telefon. Telefonu kulağından ilk çekip kapatan Defne oldu. İlya’nın boynuna atladı. Kokusunu içine çekti.Aynı anneden olmasalarda, kim ne derse desin onlar kardeştiler. Amerika da bile neredeyse her ay yüz yüze görüşmüşlerdi İlya ve Defne.

İlya da telefonunu gerisinde ve sağında kalan portmantoya koydu ve Defne’nin belinden sarılıp onu kucağına alıp içeri çekip ayağı ile kapıyı kapattı.Defne de voleybolcuydu ve İlya ‘ya göre daha ufak bir yapısı vardı.

“Niye döndüğünü söylemedin?” dedi Defne ağlamaklı sesi ile.

“Hayır, Defne lütfen ağlama! Kız, bağır ama ağlama!” dedi İlya burkulan sesi ile kucağında Defne ile odasına giderken.

Defne, İlya’ya daha sıkı sarıldı. İlya onu yatağa atıp, üzerine uzanıp kafasını göğsüne koydu. İlya sadece uyumak istiyordu. Konuşmak değil. Ama konuşmadan da olmazdı. Bir kız kardeşi olsaydı eğer İlya’nın kendi kanından… Bu Defne ‘den başkası olmazdı. Üzerine alınma senin yerin ayrı Gizmo diye geçirdi içinden İlya.

“Neden bunca yıl ortalıktan kayboldun?” diye sordu Defne. Sanki hiç bilmiyormuş gibi. Aslında sorduğu şey. Neden senin yanında olan arkadaşlarını, aileni, beni de dışladın ve uzaklaştın? sorusuydu.

“Biliyorsun işte.” dedi İlya daha sıkı sarılırken Defne’ye.

“Hayır! Bilmiyorum! Tamam Hale’yi görmek istemedin. Beni, Gizem’i, Yeşim’i İclal’i Ela’yı… Daha sayayım mı anlaman için neyi kastettiğimi? dedi. İlya’nın saçlarıyla oynarken Defne.

“Onu anımsatan hiçbir şeyi görmek istemedim.” dedi yutkunarak İlya.

“Biz seni çok özledik İlya. Değer miydi onun yüzünden bizden uzaklaşmana?” dedi kırgın bir sesle Defne.

“Bilmiyorum. Ben onu hatırlatır diye Ezgi’nin bile düğününe gitmedim.” dedi İlya gözlerini kapatarak. Gözlerini kapatınca bugün rüyasında gördüğü görüntü düştü aklına yine.

“Ne ?” dedi Defne çok ilginç bir şey söylemiş gibi İlya.

İlya kafasını kaldırıp Defne’nin yüzüne baktı. Gülmek ile gülmemek arasında gergince kalmış bir dudak ifadesiyle ona bakıyordu Defne.

“Sen cidden bilmiyor musun?” diye sordu Defne ve iki eliyle İlya’nın yanaklarını avuç içine alarak çok dikkatli bir şeyi inceliyormuş gibi baktı İlya’nın gözlerine.”

İlya anlamsızca ve çıt çıkarmadan Defne’ye bakıyordu.

“Gülmemeliyim.” diyerek dudaklarını kemirmeye başladı Defne.

“Neye gülmeyeceksin? Neyi bilmiyorum?” dedi, İlya sakince.

“Az önce dediğin şeyi bu kadar sakin söylediğine göre bilmiyorsundur.” dedi ve İlya’nın kafasını tutup. bağrına bastı kıkırdayarak. Kıkırdamasını durduramamıştı.

İlya oflayıp puflayarak boğuk boğuk bir şeyler söyledi. Söyledikleri anlaşılmayınca, Defne onu bağrına basmayı bıraktı.

“Hı?” dedi Defne.

“Ne hı sı ya boğsaydın ya beni, bu nasıl sevgi ya? Gizemde belimi kıracaktı? dedi sinirlenmiş gibi İlya.

“Biz Türk milleti böyle seviyoruz. Döve döve…” yanaklarını sıkarken İlya’nın “sıka sıka ” diye ekledi Defne.

“Ne bilmediğimi düşünüyorsun? Evet Ezgi evlenmemiş öğrendim onu dün antrenmanda.” dedi İlya başını tekrar Defne’nin göğsüne koyarken.

“Eh en azından bir şeyler biliyorsun? Devamını da biliyor musun?” diye sordu Defne.

“Neyin devamını? Ben yokken yine entrika, kaos devam anlaşılan?” dedi kaşlarını çatarak İlya.

Onun bu haline kahkaha attı Defne.

“Ne gülüyorsun ya? Anlat bakalım neler oldu?

“Anlatmak bana düşmez.” dedi Defne ciddileşerek. “Ama şunu merak ediyorum ben.” dedi düşünceli şekilde İlya’ya bakarak.

“Neyi merak ediyorsun?” dedi İlya aceleci bir ses tonuyla.

“Sen Ezgi’nin kiminle evlenmekten vazgeçtiğini ve kimi düğünde terk ettiğini biliyor musun acaba?” dedi çok şefkatli bir ses tonuyla.

İlya’nın yüzünde bir şaşkınlık ifadesi belirdi. Defne’nin sorusu onu bir hayli şaşırtmıştı.

“Hayır, neden?” dedi İlya, merakla Defne’ye bakarak.

“Çünkü belki de gerçekleri bilmediğini düşünüyorum. Ezgi ile senin ne kadar yakın bir arkadaş olduğunuzu ve senin yokluğunda başına neler geldiğini…” dedi Defne, İlya’nın gözlerine bakarak.

İlya’nın yüzünde bir karmaşa belirdi. Bu karmaşanın sebebi İlya’nın, Ezgi’nin düğününde olmadığı için bilmesininde imkanı olmadığı Aytaç’ı terk ettiğini bilmesi idi. İlya davetiyeyi tam değil hiç okumamıştı. Whatsapp ile atılan bir fotoğraftı onun için. “Evleniyorum, lütfen gel!” yazmıştı Ezgi bir sürü emoji ve gif ile. İlya’nın o dönem hem kariyerindeki hem de duygusal dünyasındaki yorgunluktan telefonunu bile eline almıyordu. Akıllı saatine gelen bildirimlerden sadece, antreman saatlerine bakıyordu. Ama şimdi Defne’nin bu imalı cümlesi onu endişelendirmişti. Ama daha da önemlisi, Ezgi’nin başına ne geldiğini tam olarak bilmediği ve ona nasıl yardım edebileceği konusunda bir fikri olmadığıydı.

“Ezgi’nin neler yaşadığını tam olarak bilmiyorum.” dedi İlya endişeli bir şekilde. “Ama ona yardım etmeliyim. Onun yanında olmalıyım.”

İlya, bilmen gereken bir şey var. Ezgi, Aytaç ile hem de senin eski sevgilin olan Aytaç ile evlenmekten vazgeçti. Düğünde, Aytaç’ı nasıl rezil ettiğini tahmin edemezsin. dedi hafif gülümseyerek Defne.

“Ne? Ezgi, Aytaç ile mi? Evlenecekti? Ve düğünde ne oldu?” dedi şaşırarak İlya.

Ezgi, düğün günü Aytaç’ı herkesin önünde rezil etti. Ona karşı söylediği şeyler… İnan bana, görülmeye değerdi.” dedi Defne şeytani bir gülümsemeyle.

“Ezgi’ye ne oldu? Neden böyle bir şey yaptı?” dedi İlya endişeli şekilde. Eğer başına gelen şeyin sebebi salak Aytaç ise , İlya bunun bedelini ödetecekti.

Defne, düşünceli bir şekilde, “İşte tam da bu konuda sana yardımcı olamam. Ama şu anki sevgilisi olduğunu bildiğim adamdan büyük bir şantaj ve tehdit aldığını söyleyebilirim. Adam oldukça zengin ve Hale’nin eski sevgilisinin yakın arkadaşı.

“Ezgi’ye nasıl yardım edebilirim? Daha dün antrenmanda bana hiçbir şey demedi. Her zamanki gibi etrafına neşe saçtı.” dedi düşünceli şekilde İlya.

“Belki de en iyisi, Ezgi’nin seninle konuşması ya da Ela’ya senin ablası Ezgi’yi sorman. Ama şu an için sana söyleyebileceğim tek şey, Ezgi’nin bu durumda olduğunu bilmenin önemli olduğu. Sanırım Hale ile de o çocuk yüzünden kötüler.” dedi Defne ciddileşerek.

“Bugün bunu halledeceğim. Hale’nin zaten başına çorap örmediği kim kaldı ki.” dedi İlya sinirle yataktan kalkarken.

Defne de enerjik şekilde kalkarak, ” E o zaman bende bize kahvaltı hazırlayım. Getirden ne lazımsa söylerim.” dedi.

“Senin kahvaltılarını özledim yalan değil.” dedi İlya banyoya doğru ilerlerken.

Bir yanıt yazın