BÖLÜM 2 : Çık Aradan
Yaman ofisteki koltuğunda gergin bir şekilde oturuyor ve önündeki bilgisayar ekranlarına boş boş bakıyordu. Bir hayal ile başlamıştı her şey ve birazda eğlencesine ama şimdi tüm düşünceleri ciddi ciddi oluyor gibiydi. Bu kadarı fazla değil miydi? Bu kadarını hak etmek için yeterince bedel ödemiş miydi? Şayet, Yaman bundan ilerisi için gerekli bedelleri ödemediyse, bu mutluluğun bir sonu olacaktı. Bununla ilgili hayatında yeterince ders almıştı. Her şeyin muhakkak bir bedeli oluyordu. Bazen insan önce bedel ödeyip sonra mükafatını alıyor. Bazende önce mükafat sonra da bedeli ödeniyordu.
Yaman her zamanki Yamandı. En olası ve en güzel kısmında yine o kasvet ve karamsarlık havasına bürünürdü. Huyu kurusun hep böyleydi. Herşey yolundayken bir anda Murphy perileri gelir ve tüm kötü enerjiyi kendi etrafına dolardı Yaman.
Ekrandaki kodlara bakıp yeni proje için odaklanmaya çalışsa da aklı bir kaç hafta sonra başlayacakları yeni medya ve kulüp işindeydi.
Odanın kapısı aniden açıldığında, Yaman hala karşısındaki monitörlere bakıyordu sol eli çenesinin altında ve işaret parmağı sımsıkı kapattığı dudaklarının üzerindeydi.
“Biladeriiiim!” diye bir girişle girdi Aryahan odaya.
Yaman gülümsedi ve kaçamak bir bakış attı ona. Şimdi “vazgeçtim gitmeyeceğim, sen git” dese yakasına yapışırdı bu deli kız. “Gidelim ama planımızı yapmayalım.” dese yine olmazdı.
“Karadenizde gemilerin mi battı diyim mi biladerim?” dedi sırıtarak Aryahan. Onun çocuksu ve neşeli sesiyle sorduğu bu soruya gülerek karşılık verdi Yaman ve kafasını tamamen Aryahan’a çevirip sırıtarak baktı.
“Yok. Yok, yok vazgeçmiyoruz. Ya sen niye şimdi yine karalar bağladın?” dedi Aryahan tek bi bakışından kafasının içindeki bin tilkinin bin fikrini görebilirdi Aryahan, Yaman’nın.
“Çünküüüü, biladerim. Bu kadarı gerçek olamayacak kadar fazla.” dedi bir anda Yaman içinde tuttuğu tüm nefesi alelacele bırakır gibi.
“Niye fazlaymış? Ben sana olacak bu iş demedim mi? Daha biz projeye başlamadan? Biz bu projeyi yapıcaz, zengin olucaz, mavi tik alıcaz sonra da kızları kolumuza takıcaz demedim mi?”
“Bi de Miami’ye gitcez yerleşcez demiştin. Bak o olmadı.” dedi Yaman gülerek.
“Hatunları almadan mı gidelim biladerim? Ben İlya’yı sen Ezgi’i alacaksın. Gitcez yerleşcez.”
Kahkaha attı Yaman. Fikir ve hayal güzeldi, ama icraat kısmında sıkıntı yaşamaları yüzde doksan dokuzdu.
“Ya bi bekarlığımızı yaşasaydık.” diye ekledi kahkahasının sonuna Yaman alay ediyordu kendi kendine, kendi haliyle.
“Hah şöyle tadını çıkar. Valla bence ikimizde yeterince bekarlığın tadını çıkarttık biladerim.”
“Aryahan, maça gidelim. Hatta sen İlya ile tanış. Ama beni bulaştırma.” dedi yarı ciddileşerek Yaman.
“Ya iş ciddiye binince niye kaçıyorsun sen ?” diye sordu Aryahan ona, yüzüne yaklaşarak. “Benim bilmediğim bişi mi var?”
“Çünkü bu iş değil, benim işten kaçtığımı ne zaman gördün?” dedi dudaklarını hafifçe kıvırarak Yaman.
Evet kesin bişey vardı, Yaman’nın kafasının içinde ve muhtemelen çok önemsiz bir şeydi. O yüzden Aryahan bu konunun üzerinde durmadı. Önemli olsa şu an yerinde duramazdı çünkü Yaman.
“Biladeriiiim. Tabiki hatunlar bir iş değil. O lafın gelişi. Ya niye kaçıyorsun. Sen biladerine güven. Olacak bu iş. ” dedi yine şahane bir gülümseme ile Aryahan.
“Ne olacak? Maça gidince onca kişi arasından görüp bize aşık mı olacaklar? Kaldı ki hadi İlya da biraz sinyal varda, Ezgi de o sinyal hiç yok.”
“Nasıl yok biladerim? Sen bu kızın kardeşine twitter’dan Leyla ile Mecnun dizisinin replikli fotoğrafını atmadın mı? Ne diyordu Mecnun orda?”
Yaman aklına gelen tweet ve cevapla aptal aptal sırıtmakla yetinince Aryahan sorusunu yineledi. Çünkü birini ikna etmenin yolu ona yüksek sesle olayları tekrar ettirmektir. Ve pazarlama da işe yarıyan bu teknik sosyal hayattada işe yarar.
“Ne diyordu diyorum?”
“Kızınızda pek güzelmiş, Allah sahibini öldürüp bana bağışlasın.” dedi sırıtarak Yaman. Aslında keyiften kahkaha atmamak için kendi avucunu sıkıyordu Yaman ve dudaklarını kemiriyordu.
“Attığın tweetide hatırlıyon mu biladerim , yoksa hatırlatayım mı?” dedi sırıtarak Aryahan.
“Ela’yı etiketleyip, kızınız diyip ok işareti koyarak Ezgi’yi etiketlemiştim. Ela da alıntılayıp, sana diyor diye tekrar Ezgi’yi etiketlemişti. Tabi koskaca Ezgi’nin twittera teşriflerini beklemediğim için uzun bir süre Ezgi’nin “olur.” diye cevaplamasına baka kalmıştım. Uluslararası bi toplantının tam ortasındaydık.” dedi gülerek Yaman.
Aryahan kahkahayı bastı. “Sen tam sunum yapıyordun, telefonunun ekranının yanıp sönmesiyle, gözüne far tutulmuş tavşan gibi ve aynı zamanda pişmiş kelle gibi sırıtıyordun.” dedi kahkahalarına devam ederken.
“Adamlara da ne rezil oldum ya o gün! Ezgi bana iyi gelmez bak. Biz çok iş kaybederiz gel vazgeçelim biladerim.” dedi alayla Yaman.
“Ya nasıl iş kaybederiz? Adamlar rakiplerinden güzel teklif geldi sanıp, sözleşmeye müdahele bile etmeden kabul ettiler ya senin o halini görünce.” dedi Aryahan kahkaha atarak. Gözünün önünde Yaman’ nın o günkü aptal aşık sırıtışı vardı.
“Beni deli sandılar diye kabul ettiler sanıyordum ben.” dedi Yaman kaşlarını kaldırıp. Kendi haline gülmemek için hala dudaklarını kemiriyordu.
“Ezgi bize bak taa o zaman iyi geldi. İşte bu yüzden vazgeçemezsin. Hem bak onunda gönlü var.”
“E yuh ama biladerim. Kadın dalgasına olur yazdı.”
“Ya Ezgi dalgasına twittera bile girmiyor, ne dalgasına yazacak?”
“Kendi kendime değil resmen biladerim tarafından gelin güvey oluyorum. Hadi tamam gittik maça, ne dicem? İmza diye yanaşıp olur demiştin mi dicem kadına?”
“Ben çiçek yaptırdım biladerim senin için. Alcaz çiçeğimizi gitcez. Dersin sen olur diye şaka sandın ama ben ciddiyim,diye.”
“Off!”
“Oflama da hadi kalk git üstünü değiş. Çıkalım trafik vardır anca gideriz.”
Yaman yerinde mıknatısla oturuyormuş, ya da yer çekimi ile başa çıkamıyormuş gibi zoraki kalktı. Ofisinin içindeki odalardan birine girip üzerini değiştirdi. O tüm bunları yaparken şirkete çiçekçi kız Aryahan’ın hem İlya’ya hem de Ezgi’ye yaptırdığı çiçekleri ofise bıraktı.
Çiçekçi kız Yaman’nın ofisinden çıkarken, kapıda Cemre Aryahan’a kaş göz işareti yapıyordu. Şirketteki diğer kuruculardan biriydi Cemre de.
“Maça gidiyoruz.” dedi omuz silkerek Aryahan.
“Daha çok kız istemeye gidiyor gibi bi haliniz var, çikolata ve tatlınız eksik.” dedi Cemre.
“Naptın biladerim ya sen? Bak çok abartılı olmamış mı?” dedi içerden çıkan Yaman çiçeklere bakarak.
“Oooo Yaman bu ne şıklık sen toplantıya bile böyle gitmiyorsun. Bana bakın bensiz kız istemeye mi gidiyorsunuz?” dedi sinirli sinirli bakarak Cemre.
“Ya Cemre valla ürkütme benim yazılımcımı” , dedi gözüyle Yaman’ı gösterip, Aryahan.
Cemre kahkaha attı Yaman’nın yüzündeki ifadeye dayanamayıp.
“Ne gülüyorsunuz ya, tamam çıkartıyorum ben bu gömleği.” dedi Yaman arkasını dönüp iç odaya doğru ilerlerken.
“Yok yok iyi böyle, vaktimiz yok.” diyip kolundan tuttu onu Aryahan.
“Bu kız taaa şirketi kurmadan seni evlendireceğini söylüyordu, bak yarın evlendim diye gelirsen bozuşuruz. ” dedi gülerek Cemre.
“Ne evlenmesi, o kadarda değil bi maç ya sadece. Bu vakıfla maç olduğundan bu kadar abartmış çiçekleri. Fenerbahçe ile olsaydı çiçek bile almazdı ben diyim.” dedi Yaman sırıtarak.
“Yok alırdım ama bu kadar güzel olmazlardı yürü hadi trafiğe kaldık yine!”
Yolda gerçekten ciddi bir trafik vardı. Ucu ucuna yetiştiler maçın oynanacağı salona.
“Nereye gidiyorsun?” diye bağırdı Aryahan, Yaman’a.
” Hadi be! VIP mi aldın?” dedi şaşırarak Yaman.
“Hatunları uzaktan mı izleyip ciddiyetimizi belirteceğiz biladerim? Tabiki VIP, hatta direk bench dibi.” dedi gülerek Aryahan.
Yaman sadece yutkunarak ve elindeki çiçek buketine bakarak adım attı.
“Sen baya baya titriyor musun? ” dedi gülerek Aryahan.
“Rüyadaysam, ben kalp krizi geçirmeden uyandır beni biladerim.” dedi titreyen sesiyle Yaman.
Aryahan , Yaman’nın kulağına parmak ucuyla fiske attı.
“Ah! Napıyosun be?!”
“Rüyada olmadığını kanıtlıyorum.” dedi Aryahan sırıtarak.
“Ya o cimciklemekle olmuyor muydu?”
“Çok klişe ve banal değil mi sence de cimciklemek? Neyse hadi hızlan maç başlıyor. İlk altıyı saymaya başladılar.” dedi onu iterek Aryahan.
Eczacıbaşının bugünkü rakibi Vakıfbanktı. Eğer Yaman birazcık Aryahan’ı tanıyorsa bilerek ve isteyerek bu maçı seçmişti. Yoksa bir Fenerbahçeli’nin bu maçta ne işi olabilirdi ki?
“Evet çiçekleri ne zaman verelim kızlara biladerim?” diye sordu Aryahan, Yaman’a.
Yaman gözünü sahanın kenarında dikilen Ezgi Keskin’den ayırmıyordu. Aryahan’ı duymuştu duymasına da, şu an beyni vücuduna söz geçiremiyordu. Dudaklarını aralayıp da bir şeyler diyemiyordu Yaman biladerine.
“Biladeriiim! Gökyüzünü seviyorsun biliyorum da bir yer yüzüne mi insen?” dedi Aryahan. Yaman sadece elini kaldırmakla yetindi.
“Kadın oynamıyor benchde dikiliyor farkındasın dimi biladerim? Biraz daha gözünü kırpmadan bakarsan görevliler bizi yaka paça atacak bak.” dedi Aryahan ama Yaman hala gözlerini Ezgi’nin üzerinden çekmemişti. Ya da tek kelime etmemişti. “Houston bi sorunumuz olabilir. Benimle bağlantı kur!” dedi fısıldayarak ve Yaman’ı dürterek Aryahan.
Yaman ona döndü. “Maç sonu veririz çiçekleri hem daha rahat tanışırız. Niye sordun ki bunu?” dedi Yaman.
Yaman tam Aryahan’a döndüğünde, birinin ona baktığını hisseden Ezgi Keskin de onların olduğu taraftaki seyircilere bakmıştı istemsizce.
“Ya da, son sete geçerlerken verelim. Böylece tuhaf bi boşluk oluşmaz tanışmada, setin başlaması bahane edilir. Hem de nabızlarını yoklamış oluruz. Olumlu elektrik alırsak haftaya zaten görüşürüz?” dedi Yaman.
“Tamam mantıklı, ama olumsuz alırsak haftaya kaçıp pes etmek yok. Yoksa burda bağırırım bak, ben ilan ederim aşkını senin.” dedi sırıtarak Aryahan.
Gözlerini kısarak baktı Yaman, Aryahan’a. Biraz ölçtü tarttı Aryahan’ın mimiklerini ve ne kadar ciddi olabileceğine karar verdi. ” Yaparsın sen az deli değilsin. Tamam kaçmam. ” dedi ona.
Çünkü, Aryahan, biladeri Yaman’ı tanıyordu. Bişey ağzından çıkarsa sırf çıktığı için o şeyi yapardı.
Son sete geçerken zaten bench dibinde olan Aryahan ve Yaman bir anda İlya Atahan ‘ın önüne atladılar. Ezgi o an tekrar sahaya ilerlemiş diğer taraftan sahanın diğer yarısına geçmeye karar vermişti. Aryahan’ı İlya ile bırakıp. Ezgi’in arkasından koşar adım gitti Yaman.
Her ikisinin de aniden sahaya çıkmaları bir panik ve anlamsız bir kaos havası yarattı. İlya görünürde karşısında onla konuşan minik genç kadınla gayet mutlu mutlu konuşuyordu. Sahanın ortasında şaşkına dönüp “Sen?” diye paniklemiş bir ses tonuyla bağıransa Ezgi’ydi.
Ezgi’nin sesini duyup döndüğünde İlya’ya çiçek verip sarılmış olan Aryahan’ı görünce Ela Keskin önce o tarafa doğru bir hamle yaptı, sonra gözleri ile ablasını aradı. Ablasının yanında da başka bir çiçekli kadın görünce iyice şaşırdı tam sahaya doğru adımlayacakken. Hale Gürsel, onunla ben ilgilenirim sen İlya’ya daha yakınsın git onu uzaklaştır diye bağırdı.
Onların gördüğü görüntü şöyleydi. İki deli divane takıntılı hayran yine kızları rahatsız ediyordu. Ve yine güvenlik görevlileri onlar dışında herkesi tutuyordu. Örneğin olayı çekmeye çalışan basın görevlilerini.
Ela Keskin ” Bırak la! Diye bağırıp yumruğunu sıkarak Aryahan’ın üzerine doğru koştu. Aryahan sesin geldiği tarafta Ela’yı görünce, koşmaya başladı.
İlya bu arada tüm dikkatini sahadaki Ezgi ve hayranına vermiş gözüküyordu. Tabi emin adımlarla yanlarına bir de Hale yaklaşıyordu. İlya nolduğunu henüz anlamış değildi. Ortalığın neden karıştığını anlayamamıştı.
O sırada bir anda üzerine demin çiçek veren kız düştü. İlya buna hazırlıklı yakalanmadığı için dengesini kaybetmiş ve ikisi üst üste yere kapaklanmışlardı. Kızı hırçınca tutup çeken Ela’ya gülerek, “Napıyorsun ya?” diyebilmişti sadece İlya.
Ela ise bunu kendi üzerine alınmadı. İlya’nın kıza söylediğini düşündü. Tam kızı pataklayacakken İlya toparlanıp onu durdurdu.
Ela napıyprsun ya? Dedi ciddileşerek İlya.
“Seni rahatsız etmiyor mu bu?” dedi Ela sinirle.
“Ay niye rahatsız etsin beni çiçek verdi sadece, bırak kadının kolunu.” dedi İlya.
“Merhaba” dedi Aryahan en sevimli haliyle.
“Afedersiniz. Malum bizim görevliler bi işe yaramayınca. O zaman ben Ezgi’ye bakayım.” dedi Ela. Aryahan bişey diyemeden ayrıldı Ela yanlarından. İlya hala kıs kıs Aryahan’ın üzerinin dağınıklığına gülüyordu.
… Tüm bunlar olurken aynı anda sahanın ortasında biri elinde çiçekle diğeri voleybol topu ile sanki tartışıyor gibilerdi…
Hale Gürsel yanlarına geldiğinde, sadece Ezgi’in “Senin burda ne işin var? Her olur diyene çiçekle mi gidiyorsun?” dediğini duymuştu.
“Ezgi noluyor?” diye araya girdi Hale.
“Çiçekler için teşekkürler, maç sonuna kalamayacağın için üzüldüm.” diyerek hızlı bir sarılma gerçekleşti Yaman ile aralarında. Yaman ağzını açıp tam bişeyler diyecekken, Ela konuşmaya dahil oldu.
“Abla bir sorun mu var?” dedi kaç yıllık ablasını tanıyordu herhalde, galiba, biraz.
“Yok bir sorun çiçek vermek istemiş.”
“Bu nasıl bi çiçek verme aşkı, maçın sonunu niye beklememişler millet telaşlandı.” diye terledi Hale.
O sırada hakemler, yatışan kaos ortamında acele edercesine son seti başlatmak için yerlerine geçtiler.
Yaman da sakince çıkışa doğru ilerledi.
İlya, Aryahan’a gülerek sahada yerini alıp maça odaklanınca, Aryahan’ın aklına nihayet biladeri geldi. Kafasını kenardaki Ezgi’in yanına çevirdi ve Ela’ın, Kader’in ve diğerlerinin sert bakışları ile karşılaştı. Onun olduğu tarafa bakmayan sadece Ezgi’ydi. Cep telefonunu çıkarıp biladerini aradı Aryahan.

