BÖLÜM 5 : Seni Gördüm Rüyamda
“Bu kadar çok içmezdin.” dedi gülerek İlya.
“E ayrılık başıma vurmasın diye içiyorum.” dedi Hale kıkırdayarak.
“Ayakta duramayacak haldesin, içme artık.” dedi İlya gülümseyerek ve Hale’nın elinden kadehi alıp kenardaki sehpaya koydu.
Dudağını büzüp, kaşlarını çattı Hale. İlya kadehi aldığı için değil. Bulundukları evin kimin olduğunu anladığı ve sorguladığı için dudaklarını büzüp kaşlarını çatmıştı.
“Neden Uzay’ın evindeyiz?” dedi İlya’ya, ayağa kalkarken Hale. Bir kaç adım atıp İlya’nın kucağına geri düştü sonra. İstemli bir düşüştü aslında bu, her ne kadar sarhoşluk etkisine güvenerek bir kaza süsü verilmiş olsa da.
“Kutlama yapıyorduk ya.” dedi İlya, Hale’yi belinden sarıp iyice kucağına çekerken, hala gülüyordu.
Hale, İlya’nın kucağına iyice yerleşti. Ve parmağını İlya’nın kalbinin üzerine bastırarak konuştu.
“Yerime birini koyma. ” dedi ve hıçkırdı. Hale’nin bu hıçkırığı sarhoşluğunun getirisiydi.
İlya kahkaha attı, hıçkırmasına. Sarhoş hali de oldukça sevimli bir kız çocuğuydu Hale’nin. Sonra yavaşça Hale’nin belinden bir elini çekip, Hale’nin yanağını avcunun içine yerleştirip baş parmağıyla hafif hafif okşamaya başladı. Kaşlarını çattı usulca İlya.
“Sen Gürsel Hanım, yerime kimi koydun?” dedi ve tekrar gülümsedi kucağında oturan ve buğulu ormanları ile ona bakan küçük kıza.
“Kimseyi. Kimseleri. Onlar seninle aynı yerde olamaz. Nerelerdeydin bunca yıl Atahan? Neden sustun bana?” diye sordu rutubetlenmiş ormanlarından istemsiz yaşları süzülürken İlya’nın baş parmağına Hale Gürsel.
“Seni yaz kış sordum. Sana ve herkese… Niye sustun?” dedi hıçkırarak Hale. Bu kez hıçkırığı sarhoşluktan değildi. Kalbinin ağrısındandı.
“Ben seni hiç bırakmadım Hale.” dedi ciddileşip asılan yüzüyle İlya ve alnını Hale’nin alnına dayadı. Hale ağlarken yumduğu gözlerini açsın istiyordu. Bu isteğini Hale kalbinin içinde hissediyordu.
“Hale… Hale… HALE!” diye bağırdı sonunda Uzay.
Hale gözlerini açmış şaşkınca tepesinde dikilip ona şefkatle bakan Uzay’a bakıyordu.
“İçerdeki yatağa geç istersen. ” dedi Uzay.
“İlya nerde?” dedi bi an boş bulunup Hale. Ağzından çıkanı kulağı işittiğinde pişman olmuştu sorusuna. Yine aynı rüyayı görmüştü. Bu defa Uzay’ın evindeydi sadece… Tek fark buydu. Gerçek olabilmesi muhtemel ama asla gerçek olmayan bir anda takılı kalmıştı sanki. Sürekli belli aralıklarla aynı rüyayı görüyordu Hale. İlk gördüğünde öfkeliydi. Zaman geçtikçe ise görebilmek için aynı rüyayı uyumaya başlamıştı adeta…
“İlya buraya hiç gelmedi ki?” dedi ilginç bir şeyi inceler gibi Uzay.
“Biliyorum. Biliyorum.” dedi Hale yattığı koltuktan doğrulurken.
Uzay, Hale’nin rüyasında İlya’yı gördüğünü anladı. Yanına oturup koluna sarıldı Hale’nin ve kafasını genç kızın omzuna yasladı.
“Aranız hala soğuk mu?” dedi Uzay sanki birileri onları duyacakmış gibi fısıldayarak.
“Kimle?” diye soru sorarak cevap verdi Hale, Uzay’ın sorusuna. Bu aralar Hale’in değer verdiği herkesle arası soğuktu zira. Kız kardeşleri ile bile.
“Eren?” dedi Uzay, Hale’yi biraz afallatmak birazda kafasını dağıtmak için.
Hale şaşkınlık ve öfke karışımı olan gözlerinin yeşilini omzundaki başa dikti.
“Eren mi kaldı? Allah aşkına Uzay? Ne Ereni! Değil soğukluk isterse aramızda kar fırtınası bile olsa umrumda değil!”
“Tamam ya sakin ol.” dedi Uzay, Hale’nin kolunu okşarken. Geceye sessiz ve sedasız bir iç çekiş yerleşti. Hale’nin kapalı dudaklarından.
“Ezgi ?” dedi Uzay hafifçe dudaklarını yukarı doğru büküp kemirerek. Bu sorusunun da Hale’yi sinirlendireceğini biliyordu.
Hale biraz kafasını geri çekip, eğerek Uzay’ın yüzüne baktı. Evet dalga geçiyordu. Uzay, basbaya hiç utanıp sıkılmadan Hale ile dalga geçiyordu. Eee ne derlerdi “yarayla alay eder, hiç yaralanmamış olan.”
“Ezgi ile aramız buz tutmuş durumda ama tahammülsüz değiliz.” iç çekti Hale ve gözlerinde ki bakışları yerdeki halının ona anlamsız gelen ama eskilerde bir zaman diliminde birileri için büyük bir anlamı olan hatta ilanı aşk bile olabilecek şekillerine ve renklerine daldırdı.
“Peki ya İlya ?” dedi Uzay ciddi bir sesle.
Hale daldığı ve boyunu aşan o derin okyanustan güçlükle su yüzüne çıkar gibi derin bir nefes verdi cevaplamadan önce Uzay’ın sorusunu.
“Bana tahammülü bile yok. O yüzden… Bilmiyorum.” dedi Hale, canı bir yaraya sıkılan ve yanan tüm kadınlar gibi çıkmıştı sesi.
“Düzeltirsiniz. Artık istese de istemese de seninle bir arada bulunacak.”
“Ya soğuk olsa, halledebilirim. Kırgın olsa da. Ama tahammülü yok Uzay bunu görebiliyorum. Yani yaşadığımız onca anı… Hiç mi hatıraların hatrı yok?”
“Hale, senin için benim için basit bir şey olabilir belki, ama belliydi İlya için zor olduğu. Kadın kıta değiştirdi. Onu geliştirmeyeceğini bile bile ta Amerika’ya gitti.” dedi Uzay esnerken.
“Biliyorum. Geç fark ettim. Ama evlenmedim sonuçta. Gerçi düğünüme gelmedi ama. Yani insan bi tebrik eder. O kadar davetiye yolladım ben ona, nasıl zordu adresini bulmak ya.” diye koltuğa tekrar uzandı Hale.
“Kalk içeri yat, tutulacaksın burada.” dedi Uzay içeri doğru geçerken. İçinden kendi kendine konuşuyordu. “Demek hala İlya’nın düğüne geldiğini bilmiyor. Ve en mühim adresi Ebru vermemiş. Ya Gizem’in bile bilmediği bu adresi nereden öğrendi ki Hale?” sorunun cevabını almak adına arkasını dönüp, bu kez dışından Hale ‘ye soracakken, arkadaşının yeniden uyuduğunu fark etti Uzay ve o da içeri uyumaya gitti.
Hale düğünde bir anda vazgeçmemişti. Öyle cesaretli biri değildi. Ama düğünden bi gece önce de aynı rüyayı görmüştü. Asla yaşamadıkları bir rüyayı. İlya ona doğru her geldiğinde görmezden geldiğini düğünden bir önceki gece fark edecek kadar aptal ve cesaretsizdi. Tabi bu iki duygu durumu da sadece İlya söz konusuyken oluşuyordu. Diğer tüm ilişkilerinde cesur davranmıştı ve zekice hamleler yapmıştı. Aşk şairin de dediği gibi bir korkaklık meselesi miydi? (*) Bunları düşünerek yine aynı yaşanmamış rüyanın devamını görmeyi dileyerek uykuya daldı Hale.
Aynı gece İstanbul’daki evinde yıllar sonra ilk gecesinde İlya da benzer ama karmaşık bir rüya görüyordu. Hale vardı bir de tanımadığı ama aşık olduğunu bildiğ kıvırcık saçlı kısa boylu bir kız. Hale ile o kızın arasına girmesi gerekiyordu. İlya yüreğinde kalp krizine dönüşmeye meyilli bir ritim hissediyordu tanımadığı kıza karşı. Hale ile ise arkadaş gibiydiler sanki İlya ve Hale hiç uzaktan uzaktan dolaylı bir ilişki yaşamamış gibi …
İlya kızın yüzünü bilmesede rüyasında bunu hiç garipsemedi. Taki yüreği gerçekten ağzının içinde atıpta uykudan kan ter içinde uyanana kadar. O tanımadığı ama aşık olduğu kadın Hale ile öpüşüyordu. İlya uyandığında bunun sadece bir rüya olduğunu anlasa da kalbini sakinleştirmesi ve nefesini düzene sokması zaman aldı. Üstelik hasta gibi sırılsıklam terlemişti. Bu bir kabus muydu yoksa rüya mıydı karar veremiyordu. Nefesini düzene sokunca yataktan kalktı ve elini yüzünü yıkamaya banyoya gitti. Geri yatağına dönüp kendini bıraktığında kalbi hala korkudan ödü patlamış biri gibi hızla atıyordu.
“Noluyor sana böyle İlya?” diye söylenerek yastığına sarılıp uykuya teslim olabilmek için gözlerini yumdu. Bir süre o öpüşme sahnesi gözünün önünden gitmedi… Fakat sonra, Hale’nin evlendiği aklına gelerek bu görüntüyü kafasından attı. Belki de tanımadığı o kız. Hale’nin yeni eşiydi. Sonuçta düğünü hemen terk etmişti. Kalbinin ritmi giderek yavaşladı. İlya sakinleşerek gecenin ortasında bölünen tatlı uykusuna geri döndü.
(*) Şair Funda Yılmaz

